Sadeleştirilmiş Bir Hayatı Yaşamak ve Bu Dengeyi Kurmak Bizim Elimizde

denge.jpg

Hayatı boyunca mutlu olmadığını fark eden bir adam, artık mutlu olmak istiyorum demiş ve aramaya koyulmuş. Ne yaptıysa da mutluluğu yakalayamamış. Kimden yardım istesem diye düşünürken, uzak bir diyarda, zengin bir bilgeyi önermişler. Bu bilge aklı, bilgisi ve malı ile ün salmış zengin birisiymiş. Kim yardımına gelse sorularına cevap verip derdine derman bulmadan geri göndermezmiş.

Bu bilgeden yardım istemeye, mutluluğu nasıl yakalarım diye sormaya karar vermiş. Uzun bir yolculuktan sonra bilgeyi bulmuş, ancak kapısında derdine derman arayanlardan oluşan çok uzun bir kuyruk varmış. Bilgenin gerçekten sorusuna doğru cevap vereceğine inanmış, beklemeye başlamış.

Sonunda sıra ona da gelmiş ve bilgeye mutluluğu nasıl yakaların diye sormuş. Bilge bu soruyu cevaplarsa sıradaki diğer insanların beklemekten sıkılacağını düşünmüş, adamlarından bir kaşık istemiş ve içine iki damla yağ damlatmış sonra demiş ki:

– Sarayımın her yerini gez ve sonra tekrar gel ama sarayımı gezerken yağı dökmeden bu kaşığı ağzında taşıyacaksın.
Adam sorusuna hemen cevap alamadığı için biraz şaşkın tamam demiş, sarayı gezmiş gelmiş bilge bakmış yağ hala kaşıkta, demiş ki:

Aferin yağı dökmemişsin güzel, peki sarayımın güzelliklerini anlat bakalım, sarayımda neler gördün.

Adam yağı dökmeyeceğim diye uğraşmaktan pek dikkat edememiş, bir şey diyememiş. Sonra bilge:

– Olmadı, yağı dökmeden, kaşığı tekrar ağzında taşı, bu sefer sarayımdaki güzelliklere dikkat et, sonra tekrar gel.

Adam ne yapalım diyip tekrar kabul etmiş. Her yeri gezmiş, bu sefer sarayın güzelliklerinden çok etkilenmiş. Sonra ağzında kaşıkla gene bilgenin yanına gelmiş. Bilge sormuş:

– Sarayımın güzellikleri gördün mü, anlat bakalım.

Adam bu sefer hayran kaldığı güzellikleri anlatırken bilge onun sözünü kesmiş ve demiş ki:

– Güzel, peki ama yağ nerede?

Adam sarayı hayran hayran dolaşırken yağı tamamen unutmuş, utana sıkıla bilgeye demiş ki:

– Şey… yağı dökmüşüm.

Bilge bizimkine anlamlı bir bakış atmış ve demiş ki:

–    hayatın bütün güzelliklerini yaşamak, tadını çıkarmak ve sorumluluklarına, kaşıktaki yağ gibi sahip çıkmaktır.

Adam mutluluğun sırrına ulaştığı için sevinmiş, bilgeye teşekkür etmiş ve bilgenin huzurundan ayrılmış.

Hayatı anlamlandıran değerlere sahip olmak kişinin kendi elinde .İş ve özel yaşam dengesinde gün içerisinde beynimizi meşgul eden ,sürekli stresin sadece kötü enerjisiyle ‘Güzel anları ‘görmemizi engelleyen unsurları bilip,farkına varıp yaşamak gerekir”.

Sadeleştirilmiş bir hayatı yaşamak ve bu dengeyi kurmak bizim elimizde ….

 

Kaynak :Alıntı

Reklamlar

#İk2018 Şimdi ve Sonrası Notlarım

 

fotoMCT’nin 25 yılında 9-10 Mayıs 2018 tarihleri arasında gerçekleştirdiği; 220 oturumun yapıldığı ve 232 konuşmacının katıldığı, farklı etkinlikleri tek bir çatı altında kısa bir zaman diliminde sunduğu &NOW Business &Tech Week İnsan Kaynakları Zirvesi‘nin en önemli konusu değişimdi.

Bu yıl Volkswagen Arena’da düzenlenen zirvenin mekan değişimi bile “değişimin” temasına uygundu. Pazarlama Zirvesi, Dijital  Zirvesi ve İnsan kaynakları Zirvesi olarak dolu dolu geçen bir atmosferde bulunmak tarifsiz bir duygu .:)

Yaşım yeter mi? bilmem ama artık şu ışınlanma  geliştirilse de istediğimiz oturumlara ışık hızıyla katılabilseydim:).

Teması değişim olan zirvenin geleceğin neler getireceği konusunda tahminler yürütülürken; bu değişimin şirketleri nereye götüreceği ve değişime uyum sağlayabilecekler mi? düşüncesi hakimdi .Yıkım ve inovasyon, yapay zeka ve robot çalışanların olacağı bir iş dünyasına ne kadar hazırız?

Değişim ve Gelecek…

-Hayal kurmayı unuttuk hayallerin peşinden gidilmeli. Bir an bu uyarıcı teknoloji hızla ilerliyorken ,hayal kurmaktan nasıl uzaklaşmış bir kuşak geldiğini anımsadım.

Davranış Stratejisi ,İnovasyon Uzmanı Max Mckeown;Şimdicilik Sanatı’nı anlattı.Başarı iyi uyumdan geldiğini aktardı.

-“Fikirler bebekler gibidir, eski fikirlerden doğarlar ve ilgi ilham alırlar.” dedi .

Sahneye o kadar yakışan birinini canlı izlemek inanılmaz bir deneyim sağlayan Tanyer Sönmezer 🙂 .”Şirketler zor süreçlerde  geçiyor .Bu dönemlerde ‘ Çevik ve Cesur Liderlere ‘ihtiyaç var ,Sanayi Devrimi’nden korkmayın” dedi. Fonda çalan müzik ve ses etkileyiciydi.

-“Anne gibi  dinleyen liderlere, anne gibi dinlediğini anlayan liderlere ihtiyacımız var.  Bunu sağlayan şirketler değişime dayanıklık gösterir. Yüksek fedakârlık sağlayan liderlerle yol almak bizi daha güçlü kırar dedi.

-Yeni Liderlerde olası gerekenler; Liderler’i 4 HAVE özelliği ile tanımladı;”Mütevazi,Uyumlu,Vizyoner ve Konuya bağlanmış olmalı”.

Ve ekledi…”Tarih yapanları hatırlar, bulanları değil”.dedi .

Seweetnman Cragun Group SHANE CRAGUN:

-Yıkıcı bir dünyada, tekrar-keşifle ustalaşmamız gerek, dedi .

-İş dünyasında orman kanunu olmalı.Ya uyun sağlayacaksın  ya da kaybolacaksın.Yani diyor ki  ;gelişen teknoloji değişen sistemde kendini dönüştürmezsen yok olursun…BUFF gibi .

-REINVENTİON FORMULA-DEĞİŞİM FORMÜLÜ;(DxFxAxE)L>C

Sahnede farklı bir etki bırakan; Felicia Perseguer  iletişimi harekete geçiren danışman. Sahnede müzik  ve söylediklerini bir doğaçlamayla anlatışı harikaydı.

“İletişimde kaba kuvvet… “Hayatta neye ihtiyacımız olduğuna değil, ne istediğimize odaklanıyoruz”diyerek içimizdeki gücün  liderliğine dikkat çekti .

-Kanımızı emen çok yöneticiyle yaşadık…Bu yüzden iç sesimiz bizi hep yönlendirdi .Bir an yine şunu düşündüm ;İçimizdeki sesi duyan olsaydı ne olurdu?

NOW and NEXT ;ŞİMDİ VE SONRASI’nın açılımı ; Şu anda ol, geleceğini inşa et, AN’ın büyüsünde yaşa .Şu anı değiştirirseniz geleceği de dönüştürebilirsiniz .

İki gün boyunca bu kaliteli atmosferde bulunmak inanılmaz besleyiciydi.

Hem nazik davetlerinden dolayı hemde harika öngörü ve fikirleri ile dolu dolu iki güzel güne imza atan, emeği geçen tüm Management Centre Türkiye (MCT ) ekibine sonsuz teşekkürler.

Kaynak : Management Centre Türkiye (MCT )

 

İlişki Zekası

YÖNETİCİ

İsmet Barutcugil‘in Yöneticinin Yönetimi kitabının her yönetici statüsünde olmayı gerçek anlamda hak etmiş kişilerin okumasını, yorumlamasını ve iş hayatına uyarlaması gereken bir kitap ve beslenmek için çok güzel bir kaynak.

Kitabın içeriğinden “İlişki Zekası” kısmında; işte ve iş dışında güçlü insanların ilişkilerini kurmak ve sağlıklı bir şekilde sürdürmek için gerekli yetkinliklere sahip olmak için ilişki zekasının gelişimine önem vermemizden bahsetmekte.

İlişki zekası yüksek insanları bir gözlemleyin; çevresinin geniş olması, çok değişik ilgi alanlarının olması ve ilişkilerinde dost, arkadaş ve kolay iletişim kurmaları etkin özelliklerindendir.

İlişki zekası yüksek kişiler ilişkilerini karşılıklı bağlılık ve içsel bağlam içinde sağlıklı ve sürekli bir şekilde yönetirler.İletişimleri aktif dinleme becerileri çok yüksektir.Bu insanlarla ilişki içinde olmak güvenli, huzurlu ve başarılı bir yaşamı gerçekleştirmeyi kolaylaştıracaktır.

İlişki zekasının ölçeklendirilmiş anlatımı şöyle ;

Bazı insanlar ilişki kurmakla ve bunu sağlıklı bir şekilde sürdürmekte son derece başarısızdırlar.Bunun en önemli nedeni bu insanların kendilerini başkalarından üstün,güçlü görmeleri.Kendilerini üstün başkalarını küçük görme eğilimde olanlar ilişkilerinde baskı ve zorlamayı kullanırlar. Al sana mobbingli yönetici tarzı!

İş hayatında bu tarz yönetici çok. Bir bitmediniz, hemen böyle yöneticilerin çocukluğuna inip acaba çocukluğunda ne yaşamış diye psikolog  koltuğuna oturtmak gerekir 🙂

Bazı insanlar da sürekli olarak ilişkilerinde çatışmacı davranışlar sergiler.Ne kendilerine ne de karşılarındakine güvenirler.Sürekli olarak kuşku, endişe,şüphe ve stres içindeler.Ön yargılı davranırlar.

Bazıları da açık çatışmanın olumsuz sonuçlarını ve yaratacağı sert tepkileri  göze almadıkları için soğuk savaşı tercih ederler.Karşındaki  ilgisiz ve kayıtsız kalmak ,onunla konuşmamak, onu yok saymak, duygusal taciz uygulamak (duygulara bile taciz ediliyor ) yapmayın etmeyin neyin savaşı bu… Sonra gel personeli bağımlı çalışan yap, bağlasan da durmaz!

Bir diğer ilişki tarzı işbirlikçi davranıştır. Büyük ölçüde çıkar hesaplarına dayanan ya da içinde bulunan organizasyonunun kurallarına ve yönergelerine uyma endişesinden kaynaklanan bu davranış da yeterince olgunlaşmamış ilişki zekasını işaret eder.

Son olarak …

İçinde bulunduğumuz iş dünyası ve yaşadığımız iletişim ve bilgi çağında varlığımızı ve etkinliğimizi korumak, amaçlarımıza ulaşmak için yüksek ilişki zekası (NQ) sahibi olmak ve bu zekamızı geliştirmek ve bu zekayı kullanmak zorundayız.

 

 

 

 

 

 

Etkin Bir Yetenek Yönetimi İçin İşveren Markasına Önem Verin

iş veren markasıİnsan kaynakları alanındaki son dönemdeki önemli gelişmelerden biri “ işveren markası ” kavramıdır.Şirketlerin bu zorlu sınavdan başarılı bir şekilde çıkması için, kendilerini insan kaynakları konusunda markalaşmaları gerekiyor.

 

İşveren olarak kendinizi farklılaştırmaz ve öne çıkarmaz, vizyon ve misyon süreçlerini doğru değerlendiremezseniz nitelikli insanları kendinize de çekemezsiniz.

İşveren markası konusunda çalışmak, bu konuda yol almak çok zahmetli. Özellikle de klasik yöneticiler için çok sıkıntılı bir süreç.Zira klasik yöneticiler değişime direnç gösterdikçe işveren markasının da çok da bir anlamı kalmayacaktır.

Ez cümle! İşveren markasının başarısında ve sürdürülebilirliğinde üst yönetimin tutumu önemli bir yer tutar.

Şirketlerde markayı değerli kılan şey iç müşterilerdir yani çalışanlardır. Çalışanlar doğru yönetirlerse ve ciddi yatırımlar yapılırsa markanın güncelliğini koruması da önemli bir etkendir.

İşe alım süreçlerinde de işveren markası önemli bir unsurdur. Adayla görüşme yapıldığında ‘Neden biz ‘ cümlesi ne kadar klişe olsa da adayın bizi tercih etmesi de bir işveren markasıdır.

Eğer kurum içi iletişim zayıfsa, çalışan sirkülasyonu sürekli yüksekse, potansiyel yetenekli adaylara yeterince ulaşılamıyorsa işe alım süreçleri dolayısıyla da işveren markası çok da etkin ve güçlü bir şekilde yönetilemiyordur.

Tam da bu nokta da takip etmeniz hatta katılmanız gereken uluslararası düzeyde önemli bir organizasyon var.

12 Nisan 2018’de Wyndham Grand Levent’te birbirinden değerli konuşmacıların yer alacağı Employer Brand Summit‘de, işveren markasının geleceği, aday deneyimi, işveren markası ihtiyaçlarınızı karşılayacak en iyi stratejiler ve uygulamalar katılımcılar eşliğinde ele alınacak.

İnsan Kaynakları Uz /Blogger Seval ÖNER

 

Masallarla Yola Çık

 

resim111

Masal  terapi kitabının yazarı Judith Malika Liberman’ın ikinci kitabı Masallarla Yola Çık.

Kitap, kısa kısa masallardan oluşmakta ve her masalın sonunda sana düşünmen ve bir şeyler çıkarman için yol gösteren bir şifreler vermekte.

Hansel ve Gretel masalını bir çoğumuz biliriz.Uyumak için zorlandığımdan annem sobanın ışığıyla bize masallar anlatırdı.Düşlerimin bu kadar yoğun olmasının sebebi budur…

Her çocuk masallarla büyümeli.

Kitaptan aktaracağım masalın aslında korkularımızla yüzleşmemizi sağlayacak…

*Doğduğumuzdan beri hepimizin korktuğu şeyler vardır. Hansel ve Gratel masalının dünya çapında anlatılmasının sebebi en beş korkumuzu ele alması : terk edilmek, kıtlık, kaybolmak, bilinmezlik ve bir şey tarafından yenmek 🙂 Tuvalete gitmek için çocuğunu bir an yalnız bırakıp onun feryadını duyan her anne, terk edilmenin bizdeki içgüdüsel korkusunu iyi bilir.

*Hepimizin yüzleşmesi  gereken korkular.Kim var ki asla terk edilmeyen, bir arkadaş ya da sevgilisi tarafından bırakılmayan? Kim var ki hiç kıtlık yaşamamış? Yiyecek kıtlığı değilse, iyiliği için elzem olduğunu hissettiği, ama karşılayamadığı herhangi bir şeyin kıtlığını.Peki hangimiz kaybolmadı? Son korku, bir dev tarafından yenmek, ilk bakışta daha az gelebilir. Ama bize mecazen bir başkası tarafından yutulduğu muzdan bahseder. Bu aileler, çiftler dostlar arasında olur, hatta çalıştığın şirket bile seni yutabilir. Bir gün uyanırsın ve fark edersin ki artık bağımsız biri değilsin, başka birinin ya da bir grubun parçası olmuşsun.

*Hansel ve Gretel masalı bize en derin korkularımızla baş etmeyi ve bununla yüzleşmeyi hatırlatıyor. Hansel isyan eden karakter, sürekli neden neden bunlar benim başıma geliyor? Ben iyi bir insanım. Bunu hak etmiyorum. Pasif bir karakter çözüm ya da kurtuluş aramıyor. Gratel ise o aklını kullanıyor ve çözüm yolları arıyor. Masalda geçen yolu kaybetmemek için ekmek kırıntıları ya da taşları topluyor.

Yazarın en can alıcı cümlesi;

İyi insanların başına kötü şeyler gelir; bur da bir soruyla devam ediyor.Bunlarla yüzleşirken kim olacaksın?Hansel mi ,Gretel mi ? Hansel,korkunun kendisinini paralize etmesi ve kafese kapatmasına izin verirken, Gretel  yoluna çıkan zorlukları, büyümesine yardım eden fırsatlar olarak değerlendiriyor .

Masallarla yola çıkarak iç dünyamızdaki o korku, endişeleri aşabiliriz.

İş hayatında sürekli Hansel karekteri gibilerin var olması da gerçekliğini ortaya koyamayan verimsiz insan topluğuyla baş etmeyi öğretiyor.

Yolunuz masallara çıksın…

Kaynak : Judith Malika Liberman, “Masallarla Yola Çık” – Hep Kitap  

 

Peryön Kongre Notlarım #peryonkonge

 

kongre

Bu yıl  25. PERYÖN İnsan Yönetimi Kongresi’nde bende vardım. Kongrede üç bine yakın profesyonel ağırlandı. Teması; değişen liderliğin sayısız yüzü, dijitalleşen dünyada hayatta kalmak ve karar almak, eskimiş sistemleri yıkarak yerine yenisini yapmak, bunu yaparken de şirketlere nasıl yansıyacağı tartışıldı. Böylesi bir etkinliğe katılmak benim için çok anlamlıydı. PERYÖN standında o kadar sıcak bir ortamın olması da çok güzeldi.

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Erol Bilecik

“Değişim sadece Beyaz yakalılar da değil Mavi yakalılarda da olmalı.“

Evet, çok doğru bence zirvelerde mavi yakalıların da artık konuşulması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü tüm şirketleri ayakta tutan çalışanlar.Kuralları değil, değerleri belirlemek lazım.

Şu sözü çok derindi: “Beygir sattırır, tork kazandırır”. Beygir gücünden, beyin gücüne geçildi. Dijital yeniliklerin tüm şirketlerde hissedilmeli. Hissettirirken de nelerin değişeceğini iyice düşünmeli.

-Perakende sektöründe öncülük etmiş liderin konuşmalarında ;

Dr. Altan Demirdere

“‘İNSAN’ olduğunuz zaman her türlü kültür sizi kucaklıyor.”

  • Açık olun
  • Kuralları değil değerleri belirleyin
  • İnsanların kalbine dokunun ve ekledi ekibi yanınızda tutun.

Aynı hata iki defa yapılmaz diye bir şey yok …. Çok normal diye ekledi. İş hayatında az yönetici böyle düşünür diye düşündüm. 

Mehmet Nane

” Şirketlerde 3 şeye dikkat etmek lazım #ethos > etik değerler #logos > mantık #patos > insan”

İnsanlar zayıf yönlerine değil, güçlü yönlerine odaklanmalı. Oysa ki bize de hep zayıf yönlerinize asılın denildi yıllarca. Bana akıl veren değil, iş yapan olmalı diye ekledi. Yani işi eyleme geçiren çalışanlardan bahsetti.

Cem Boyner

Parekende sektörünün CEO’su Cem Boyner için tespitler: Bu devrin en abartılan kelimelerinden biri tecrübe. İnovasyon için tecrübe değil tecrübesizlik şart. En büyük servetimiz beraber çalıştığımız insanlar. Onları özgürleştirmek, yetkilendirmek, cesaretlendirmek, fırsat eşitliğini de sağlanmalı diye ekledi.

Boyner Grup CEO’su Cem Boyner inovasyonun stresle barışık olmalıyız.

“İlkelerimde tutucu ve tutarlıyım. Yöntem ve yaklaşımlarda aranızda ki en tecrübesiz ve meraklı kişiyim.” Adil yönetim, güvenirlilik, şeffaflık, hesap verilebilir olmalı diye ekledi. Ve hepimize bir masula  verildi meraklı bakışlarla acaba nedir dedik ve bir parçasını kopardı çalışanınızı kendinize yakın hissettiremezseniz gider, biraz daha sıkı tutarsanız kalır diye ekledi. Ekibinizi yakın tutun diye ekledi sonra da ipliği büktü bir an bağlılıktan bahsedecek dedim ki stres dedi. Stresle barışmalıyız, kurum içi girişimcilik stressiz olmaz diye ekledi.

İnsan beyni avcı toplayıcılık zamanında daha zekiydi. Avcı toplayıcı dönemde stres var. Hayat bir diyalektif süreçti. Kaç ya da savaş döneminden bahsetti . Stres beyni geliştiriyor. Bizi engeller geliştiriyor. Problemlerin üzerine giderek çözebiliriz diye ekledi.

Aile şirketlerinde katıldığım oturumda ODE Yatılım Kurulu Başkanı  Orhan Turan

Devamlılık olabilmesi için aile şirketlerinin “Anayasası olmalı”. Tüm yetki sahiplerinin de gerçek çalışan gibi çalışmalı. Aile şirketlerinde sevgi ve saygıyla yönetilirse uzun süre ayakta kalabilir.

Şölen Yönetim Kurulu Başkanı Elif ÇOBAN

Bir aile şirketinin devamı için egonun törpülenmesi, eşit söz hakkı tanınması önemli olduğunu vurguladılar.

Levent Erden 

“ Hız “Konusu ile PERYÖN kongresindeydi. 24 saatlik hayatlar da yaşamak zorundasınız. Hayatımızı 24 saatlik hikayelerde yaşıyoruz. Ve ekledi, hayatın neresinde yaşıyorsunuz gerçekte mi ? Sanalda mı? Bence sanal derim. 😦 Ve bir hikayeniz yoksa yoksunuz… Kelebeğin ömrü gibi… Bir an düşündüm gerçekten hayatımız sanal.

İki gün dolu dolu geçirdiğim PERYÖN’de çok sevdiğim arkadaşlarımı gördüm. Kısa da olsa sohbet ettik. Ahmet Eryılmaz hocama kocaman sarıldım. Bölgeden kaynaklı bu tür etkinlikler benim beslenme kaynağım.

25.İnsan Yönetimi Kongresi ile ilgili  twetlere #peryonkongre etiketiyle ulaşa bilirsiniz

Gelişimime katkı sağladıkları ve nazik davetlerinden dolayı Sayın Özlem Hanıma ve PERYÖN ekibine sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Kaynak : PERYÖN

 

Konfor Alanımızı Terk Edersek Ne Olur?

Bir twit hikâyesi, konfor alanlarımız üzerine.

Serdar BARAN ile birlikte “Konfor alanlarımızdan çıkarsak ne olur?” sorusunu cevaplayacağız.

Öğretici olsun, önce konfor nedir? ’e bakalım.

*Fransızca confort “1. teselli, 2. rahatlatma, rahatlık” sözcüğünden alıntı.

Biraz daha açarsak, aslında iş hayatında rahat, güvenli ve kaygımızın az olduğu alanlar.

Başlayalım.

Seval Öner:

Kısacası konfor alanı değişim ve dönüşüm başlayana kadarki zamanda, içinde bulunduğumuz durumdur. Herhangi bir değişim yoktur.

Rutine geçmiştir hayat (iş ve özel hayat).

İş hayatındaki konfor alanının dışına çıkmak sancılı bir süreçtir. Limanlarda uzun yıllar hareketsiz bekleyen gemiler vardır. Yosun tutmuş olur etrafı bir limandan diğer limana gitmesi için demir attığı yerden çıkması gerekir. Oysa alanından gemi, gittiği her limana bir insan götürdüğünü düşünürsek, bir dünyayı başka bir dünyayla değiştirebilir.

Bu iş hayatında daha radikal bir karardır. Ben cesaret derim. Nicemiz konfor alanımız bozulmasın diye radikal kararlar alamadık. İçimizdeki biz sürekli ve sesli olarak “hayır! Alıştın aynı rutine” diyerek, devam etmek lazım dedik.

Risk azdır ve otomatik pilotta işleyen enerji gerektirmeyen bir sabitlik söz konusudur.

Uzun yıllar çalıştığımız işyerindeki durumumuz…

Bilinçaltı seviyesinde doğal olarak gelişen, zarar görmenizi minimuma indirgemeye çalışan bir mekanizma gibi işler.

İlerlemeyi, büyümeyi, yeni bir şeyler öğrenmeyi, yeni şeyleri paylaşmayı, kariyerinize yenilik katmayı hedefliyorsanız konfor alanınızı bozmak zorundasınız.

Söylemesi kolay Seval diyenleri duyuyorum. Ama hayat bize bu şansı tanımalı diye düşünüyorum.

Azıcık cesaret ve iyi muhasebe yaparak…

Serdar Baran:

Konfor alanından çıkmak kararlılık gerektirir. Bunun olması için göz önünde bulundurulacak amaca göre sonuç şekillenir. İlla bir amaç da gerekli değil, kariyerimin ilk dönemleri; merakıma yenik düştüğüm zamanlarda yeni yerler, yeni insanlar, yeni yaşamlar keşfetmenin yolunu iş değiştirmekte bulmuştum.

İnsan her zaman olduğu gibi kendine, güven içinde barınma ve çalışma ortamı bulacak veya mutlaka yenisini yaratacaktır. Bu doğamızda var. Tabi bazı adımların hesaplanmış veya hesaplanamamış sonuçları da var.

Çalışan bireyler konfor alanlarını terk etme kararlılığını gösterdiğinde, kaçınılmaz olan değişim önce kişinin kendinde başlıyor. Bu değişimle birlikte gelen yenilenme hissi, dinamizm, yeni öğrenme ortamı, streste azalma, eski düzenin verdiği sıkıcılıktan kurtulma ile birlikte hafiflik hissi mükemmel yakın duygu yumağı. Buradan bakınca ne kadar da kusursuz(!)

Tüm bunların yanında konfor alanımızı terk ettikten sonraki süreçte uyum sorunları baş gösterir.

-Bu yüzden Oryantasyon programları uyguluyoruz.-

Değişimin sonuçları her zaman istenilen sonucu vermeyebilir. Beklenen sonuca göre değişebilecek olumsuzluklar zinciri. Tüm olasılıkları birleştirince ortaya şöyle bir portre çıkıyor.

 

Eğer konfor alanınızı terk edecekseniz;

  • Doğru zamanlama
  • Yeterli kaynak
  • Her aşama için ayrı B planı

Ve sonuç olarak; daha yeni, daha kusursuz konfor alanımız olur.

İyi şanslar.

Bu yazı eş zamanlı olarak www.serdarbaran.com bloğunda yayınlanmıştır.

Kaynak*etimolojiturkce.com