Geleceğin İş Gücü Nasıl Şekillenecek

Son zamanlarda ciddi bir huzursuzluk içindeyim. Bunun sebebi gençlere olan bakış açımız. Gençleri anlamıyoruz, bu nasıl bir gençlik, tembeller, ah bizim kuşak gibi cümleleri kurmaktan artık vazgeçip tehlikelinin farkına varın.

Bir 5 yıl sonra elektrik tamircisini bulamayacaksınız, tesisat işleriyle uğraşan kişilere ulaşamayacaksınız, terziye gidip şunun paçasını bir kısalt diyemeyeceksiniz. Yani iş gücü gerektiren hiçbir süreçten yararlanamayacaksınız. Avrupa da iş gücü için dışardan insan alarak sürecini zorla karşılıyor.

Bölgesel projeler üreterek, desteklerle bu ülkedeki gençlere meslek öğretmek gerektiğini düşüyorum özellikte ticaret odası, OSB ve tüm STK’nin birleşip bu gençliği donuk gözlerle aşırı tüketici bir durumdan kurtarmalılar. Bu güce sahipler. Sürekli birbirlerinin ziyaretine gidip fotoğraf çekip “değerli ziyaretlerinizden dolayı teşekkür ederiz“ mesajlarını bir kenara bırakın, gerçekten oturduğunuz koltuklara sizden sonraları gelecek ve bırakacağınız miras bunlar olmamalı.

Yaşadığım bölgede en zor olanı kalifiyeli aday bulmak. Tek bir örnekte bile çoğaltabilecek kadar eksiklik var. Muhasebe adayı yok, gerçekten yok.  Yetkililerle görüştüğümde herkesin söylediği tek şey: Bu gençlerden bir şey çıkmaz. Yok canım, çıkar efendim siz yanlış bir dil kullanıyorsunuz. Meslek öğreteceğinize ayak işleri yaptırıyorsunuz. Güvenmiyorsunuz bu çocuklara. Çünkü okulda ya da dışarıda kendilerini eğitecek bir alanları yok. En büyük tehlike telefon ,internet ve sosyal medya mecraları. Yapacak çok iş var ama kimse taşın altına elini koymuyor. Çünkü sırf konforları bozulur diye gelecek nesilleri düşünen yok.

Yapmayın sayın işverenler , beni ürküten bir nesil geliyor. Bunlar bir dönem sizlerle çalışacak, aile olacak, bunların gerçekten deneyimli, örnek alınacak çalışanlara ve liderlere ihtiyacı var. Fotoğraf çekerek mesainizi tamamlamaktan vazgeçin. Projeler üretin ve gençlere hayatı öğretin, dillerinden anlayın, itmeyin, yargılamayın hepsi bu.

Yeni nesil, genç yetenek bulmak o kadar zorlaşacak ki.  Zaten şu an inanıyorum ki tüm meslektaşlarım aynı şeyleri düşünüyor.

İnovasyon, dijitalleşme, robotları konuşan ülkeler… Bizde ise içi boşaltılmış sürçeler, gerçekten acı ama gerçekler .

Yeteri kadar zor bir süreçten geçiyoruz belirsizlik dönemi. İş gücünü dışardan alıyorum neden mi? İngilizce bilen kişi sayısı yok varsa da Afrika ülkelerinden Türkiye’ye gelmiş iş süreçlerinde ticaret yapmış adayları tercih etmek zorunda kalıyorum. Neden mi? Sömürgeci ülkelerin dayatmasıyla öğrendikleri İngilizce, Fransızca dilleri onların Türkiye’de iş bulmalarını kolaylaştırıyor durum bu. Biraz daha kafa yorup projelerle desteklerle bu gençlerin topluma kazandırmak gerektiğini düşünüyorum.

Öğretmenlerin, mühendislerin ve daha nice meslek grubunun kendi mesleğini yapması gerekirken kasiyer olmak zorunda kalmasını engellemek için her meslek grubuna yönelik iş alanlarını açmak ve daha iyi nesiller yetiştirmek gerektiğini belirmek istiyorum. Her şey sizin, her şey bizim elimizde. 

Kayıp Kuşak …

Son zamanlarda herkesin bu gençlik nereye diyor konuşmaları oldukça yaygınlaştı … Artık X, Y, Z kuşaklarının dışında yeni bir kuşak ismi bırakın deseler isim bu olabilir. Kayıp Kuşak

Ben öyle şu kuşak, bu kuşak demeyeceğim gözlemlediklerimi aktaracağım.

Mülakatlarda ya da kariyer koçluğunu süreçlerimde gençlerin göz temasını kurmakdıklarını,her şeyden çabuk sıkıldıklarını , odaklanmalarında ciddi sorunlarının olduğunu , bilgiye ulaşmada ellerindeki telefonla bir dünya kurduklarını ,yönlerini çizerken ülkenin gündemiyle ciddi bir boyuta yoğunlaştıklarını belirtebilirim. Bazen umutsuzluklarını gidermek için geçmişten örnekler vermek istediğimde anlamsız bakışlarından dolayı konuyu değiştiriyorum . Çünkü onlar artık çok bilinçli bilinçsizlik içindeler .

Anne, babaları dinlerken çevre faktörü ,arkadaş etkisininden kaynaklı şikayerlerde çocuğuma yönelemiyorum diyorlar da ,o sofraya bile otururken anne ve babanın bir rol model olduklarını unutuyorlar . Göz temasının olmadığı ,yanlışın üstüne bir de onların hırsları egoları devreye girince kayıp bir kuşağın iş hayatında nelerle başedemeyeceklerini tahmin bile edemiyorum .

Geleneksel yöneticiler asla değişmediler ve değişime direnç göstermeyecekleri için de iş hayatında gençleri anlamayacaklar.

Geleneksel yöneticiler cv’yi incelerken en zorlanığım durum sürekli iş değiştiren ve iş hayatının kısalığına takılıp ,aday bizi bırakır gider mantığıyla cv’yi eleyip , “bu aday genç, tecrübesiz ve iş değişimi çok” diyip, olmaz diyiyorlar . Biri de çıkıp bu genç yolunu bulamamış ,genci iş hayatına kazandırmak için eğitim departmanını güçlendireyim ,oryantasyon sürecimi doğru inşa edeyim demez .Nasıl ütopik hayallerim var benim de. 🙂

Artık bu gençlere asla istediğiniz şeyleri yaptıramayacaksınız . Aslında onların dünyasından bakmayı bir öğrenseler belki bir nebze onları işe de teşvik etmiş olurlar ama iş insanları bunlarla ilgilenecek zamanları yok.

Kayıp kuşak …Para kazanmanın yolunu bulmuş ? Yani adını bile bilemediğim bir çok sosyal medya kanalarından kendilerini ifade ettiklerini düşünüyorlar .Bunu yaparken sürekli içerik üretmek zorundalar .Sorduğumda aldığım yanıt çok net: “Bir patronun ya da yöneticinin mesai gibi kavramı olan bir işi kaldıramayız “.Kısa yoldan para kazanmanın daha cazip geldiğini söylüyorlar ama atlattıkları bir şey var ülkede bu işin sonrası yok. Yani bunlar kayıp kuşak olarak geçecekler ve bu sistemi nereye kadar sürdürebilirler ucu görünmeyen durum .Tabii yazılım,daha ileriye yönelik teknolojik buluşlar bulurlarsa belki iyi kazanırlar da kolay para kazanmak varken neden dirsek çürütüp buluş bulsunlar ki .Sistem zaten böyle bir gençlik istemiyor .

İz bırakmayan ,düşünmeyen sürekli içerik üretip , reklam alarak para kazanıp cazip gelen bir işi tercih etmeleri sonraki hayatlarını inanılmaz etkileyecek .Çünkü ülkenin durumu ortada. İyi de okuyup ne olacağız diyenlerin inaçları kalmamış ki nerden tutsanız elinizde kalıyor …Ne geleneksel mülakat ne de gelişmiş mülakat teknikeriyle kayıp kuşak olan kesimi iş hayatında barındırıp, yeni bir alan açmak bizi inanılmaz zorlanacağını belirtmek isterim.

Bize çok görevler düşüyor ve bir ik uzmanı olarak mülakatlarımın çoğu ,kariyer danışmalığımla birleştirip , sohbet ederek adaylara ne istediklerini sorup, güçlü yönlerine yönelirlerse daha girişimci olacaklarının iletiyorum . Tabii ne kadar ulaşabiliyorum geribildirimleri alırken o da tartışılır . Mesela hayallerinden bahset dediğim gençler. ” Bu ülkede hayal kursan ne olur ki “? Haklı bir o kadar da belirsizliklerle dolu bir gençlik geliyor .

Durum şu; Bu gençler ileride bir yönetici ve iş insanı olacaklar . Yönetimsel olarak nasıl bir iş dünyası gelecek tahmin edemiyorum .

Yine her zaman söylediğim ; Yaşayarak göreceğiz

Mülakatın Değişmeyen Gerçekleri

Mülakatın bir çok çeşiti vardır. Ama öncesi; adayda ciddi bir hasar sebep olmayacak, profesyonelce yapılacak mülakatın doğru yeteneği doğru parçalarda buluşturmak bir sanattır.

Sanattır diyorum, çünkü gerçek mülakat yapamayan, birçok aday değerlendirelemedikleri için yanlış yerlerde konumlandırıldı. Ve o yanlış adaylar sürekli bir sirkülasyon sürecinde, oradan oraya savruldular.

Her insan kaynakları uzmanının mülakat yapma, uygulama süreci farklıdır.

Mülakatın değişmeyen gerçekleri çok güzel ifade eden, ‘Tüm Zamanların Mülakatı’26.İnsan Kaynakları Zirvesi Resmi Sponsorları; Workforce İnsan Kaynakları Satış ve İş Geliştirme Direktörü Yaprak Karaaydın Demirel ve İşe Alım ve Operasyon Direktörü Selen Evin ve Üstadım İK Danışmanı/MTC Danışmanı Ahmet Eryılmaz’ın montörlüğünde online yayınlanan sohbette o kadar yalın ve net fikirler konuşuldu ki.

Hep savunduğum ve dinlediğimde, bir İK’cı olarak bunların bir disiplin içinde yapmış olmama sevindim.

Zirve oturumunda, önemli olan cümlelerin altı çizilerek dinlemeli ve yeni İK sürecinde olan meslektaşlarımıza; bir pusula olarak algılamalarını ve bu konuşmanın için de geçen önemli notları ilke etmeleri önlerini açacaktır.

Önemli anekdotlar

• Doğru aday ya da yanlış aday yoktur.

Artısı ve eksisiyle, kültürel değerlendirilmesiyle ve iyi analizle; adayın özeline girmeden, geçmişiyle ilgili sorular soralarak,doğru gözlemleyerek değerlendirilmelidir.Her firmaya, her aday doğru olamaz. DNA önemli burda.

Adayı Tanımak 

• Öz geçmişi iyi incelemek, pozisyona özel soru sormak…

İK uzmanı, mülakata hazırlıklı gitmeli. Muhasebe alımında teknik sorular için sıkı çalışılmalı, çünkü aday sorduğunuz sorulardan sizi değerlendirecektir. Ön çalışma yapılmalı, bu ev ödevi gibi olmalı.

Genelde özgeçmişi adaya anlattırıp, sıradan, analiz etmeden yapılan mülakatlarda yanlış aday seçmemize sebep olacaktır .

Mülakata yapılan hatalar 

• Ön yargılı olmak 

Ahmet hocamın dediği cümle, o kadar doğru ki: ‘Bazen ölümcül hatalar mülakatı yapanlardan gelmiyor; firmanın hazır kalıp şaplonlarla hazırladığı mülakatlardan.İşi profilllendirmekten gelmekte, bu da ciddi bir engel teşkil etmekte.”

• Görev tanımları hazırlanırken bir kaç kişinin yapacağı işi (maliyeti düşürmek için) bir kişi üzerinden yönlendirmek.

Hep savunduğum ve firmalarla savaştığım duygunun tam tanımı bu, olmayanı var edemezsiniz. Onuda yapar, bunu da halleder derken; her işe koşan ve bir o kadar verimsiz sonuçlar elde edilince mutsuz çalışan yaratılmakta.

• Kırmızı kar benzetmesi çok anlamlı.

Hayal adaylar…İmkansız profillerden imkanlı aday yaratmak. Firmaların istediği türden.

• Geleceğe yönelik sorular sorulmaması gerekmektedir.

Kendinizi beş yıl sonra nerede göreceksiniz demekten bir vazgeçseniz. Geçmişi ve bugünü konuşarak doğru değerlendirilmesi gerekmekte.

Neden geçmiş konuşmamalı denildi?

“Gelecek hayalleri konuşmaktır…”

Ahmet hocamın dediği gibi: “En iyi diye bir şey yoktur.”

Tanınmamış Bir Değer…

Ahlak ve estetik kaygısı olan köylü Ekrem abi …

Köyde yaşamına devam eden bir heykaltıraş …İnsanlara mandıra filozofu gibi gelebilir ama asla değil …Şu cümle beni oldukça düşündürdü .Yaptığı heykellerin ana maddesi ağaç,mermer gibi maddelerin tadına bakmadan yontmadan başlamaması . Çok derin değil mi ?Kendi içinde derinleşmiş biri .Bu tarz şehri terk eden diğer insanlara hiç benzemeyen bir değer .Raportajında ilk açılışta kamaraya bakıp bu aramıza giriyor diyor .İnsanı özelliği olan bir çok kişinin unuttuğu şeyler …

Kendini keşfetmiş ,kendini bilerek tanımış .Malzemenin ruhu var diyor …

40 yaşında doğdumu hissediyorum, şimdide çocukluğuma doğru büyüdüğümü ve çocuk öleceğimi biliyorum ‘.Yani hayatımı öğrenerek yaşayarak merakla ömür boyu sürecek bir öğrenme merakıyla olacağını belirtiyor .

Çok fazla kitap okuyan ,bitkilerle uğraşan ve okuduğu kitapları paylaşamadığını belirten biri … Onu tanıyan ,onunla sohbet eden birinin onun derinliğinden bahsetmesi ve onun gözünden anlatması inanılmaz bir duygu .Doğadan etkilenip,yaptığı eserler,’doğayla ikimiz birlikte yaptık ‘diyor.Ben yaptım demiyor.

Klasik kişisel gelişim uzmanları anlatır bu ceo şunu yaparak başarı elde etmiş diye okumuşuzdur .Köylü Ekrem abinin yaşamı hiç bir kişisel gelişim kitaplarında yoktur . Ekrem abiye para versenizde değişmeyecek karakterde biri olarak yaşamaya devam etmiş. İnsanları ,dünyavi işlerde olan ünvanların hiç bir önemi olmayan bir felsefesinin olduğuna inanan biri …Bir çok insan sistemi eleştirir o, bu ,şu der ama değiştirmek için hiç bir eylemi yoktur .Değiştirmekteki durum şu ;eyleme döküp ,üretmek üretirken yaşamı özümseyip ,anlamak kafasına koyduğu şeyin en iyisini yapmak ve uygulamak .Kaçımız bu doğrularla yaşayabildik ki .

Roportajda ‘sistemle uyuşamadığımı farkettim, bununla savaşmadım ,sadece yapmam gerekeni yaptım ‘diyor .Savaşmıyor kendini tanıyarak dönüşüyor .

Günümüzde yitirdiğimiz kavramlar ‘sevgi ve anlaşılmak ‘yaptığı her eserin bir hikayesinin olduğunu anlatıyor ve öyle eserlerki dünya literatürü olmayan, dokunarak görülebilen eserler .Başka ülkede doğup büyüseydi ve yine aynı üretkenlikle olsaydı emin olun ki korumaya alınırdı .Çünkü hiç bir eğitim almadan alaylı olarak bu işi yapan birinin birbirinden harika eserler çıkarması imkansız .

İş dünyasında sahada çalışan ustalar ,formenler hiç bir kitapta yazmayan bir çok şeyi bildiklerine şahit oldum .Kiriz yönetimleri ,olaylara bakış açıları.Okulunu bile okumamışlar… Yaşayarak bunu bir hayat alanına çevirerek,üreterek ortaya bir somut verilerle ortaya çıkarıyorlar.Çünkü hepsinde işini sahiplenme var. işi neden yaptığını bilmek var ,paylaşmak var .

Devam ediyor …Ürettiği eserlerde insanların gelip ‘putlarla mı’? uğraşıyorsun demelerini bile ciddiye almıyor ve şunu diyor. ‘Bu insanlara, böyle düşünen insanlara yardımcı olmak lazım .

Topluma karşı bile duyarlı ve böyle düşünen insanları kurtarabiliriz diyiyor .Herkesin bir egosu var .Bilerek aşağıya girmek onun için proplem değil.

Ekrem abinini daha bilinmeyen ne yönleri varmış onu o kadar çok tanımak istedim .Biz o kadar konforumuzun içindeyizki. Aslında dünyada ne kadar küçüğüz biz bunu bilmiyoruz .

Gerçekten doğru işi yapanların doğaya saygısı var .Biz teknolijiyle bu denli içi içe olduğumuzda ne kadar şanşlı olduğumuzu düşünüyoruz . İnsan doğadan uzaklaştıkca daha çok bencillleşip hırçınlaşabiliyor .Şu an olduğu gibi .Ama köylü Ekrem abi doğada kalarak doğanın sesiyle ,o sert koşullarda doğanın ona getirdikleriyle zararsız bie şekilde yaşamaya devam etmiş .Derin düşünüyor, üretiyor ve paylaşıyor .

Ve can alıcı ez cümlesi .Öğrenciler heykellerini görmeye geliyor içlerinden biri heykellerinden birini kırıyor ve Ekrem abi orda öğrencinin üzüldüğünü görüyor ve diyor ki ‘burdaki her şey sizin için istersen hepsini kırarım bunların insandan önemi yok ki …Başka biri olsaydı kaç milyon dolarlık eserimi kırdın der .İnsan diyor …Ne kadar uzaklaştık değil mi ?

Bu videonun yayınlanmasından sonra bir mektup yazıyor .Ve yayınlanacağından haberi olmadığını ve üzüldüğünü belirtir .Özür dilediği önce heykelleri sonra insanlardan şunun için özürdiler .Akademik olarak yapıldığını düşündüğü için videonunun yayılmasını düşünemiyor .Orda başhekim ona bunları sen mi ?yaptın diye sorar o da maalesef der ve tepki alır.İşlerim heykel değil heykel denemelerimdir. .Hakketmediğim bir övgu aldığını düşünüyorum.Bu övgülerinizi kabul etmiyorum der benden size bir hediye der ..Size borçlu olmak istemem diyede ekler.’Önce insan olunur ,sonra sanatçı’

Ekrem abi gibi dünyayı yorumlayanların daha çok var olmalarını isterdim .Hastalanmış dünyayı belki kurtarırlardı .Düşünsenize bu kadar derin bir insanlar olduğunu ve bu insanların insan yetiştirdiğini .Biz yine de bir yerlerde umudumuzu yitirmeden yaşamımıza farkındalığımızla devam ediyoruz .(Ütopik bir hayal ).

Şimdi kanserle mücadele veriyor .Zaten bu kadar derin düşünen ,ince düşününen insanlar hep haslalıkla sınanırlar .Dilerim en kısa zamanda sağlığına kavuşur . Onunla sohbet etmeyi ne çok isterim .

Beni Ekrem abiyle tanıştıran sevgili arkadaşım ,dostum 2021 ‘ın bana en güzel hediyesi .Teşekkürler güzel insan .

“Biz Bir Aileyiz”

“Biz Bir Aileyiz”

Ne çok duyduk bu cümleyi …

Şirketlerde, toplantılarda ,krizlerde,iş çıkışlarında en sık kullanılan cümle.

Bir an düşündüm de aslında aile falan değiliz .İnsan ailesine küsebilir ,kızabilir ,tepki verebilir ,naz yapabilir ,kapıyı çekebilir bazen de görüşmeyebilir .

Biz bir ekibiz cümlesi daha ait hissetiğini söyleyebiliriz .

Pandemiyle birlikte tüm çalışma süreçleri değişti .Konfor alanından çıkıp ,gelenekçi yönetimden uzak ,yöneticinin ya da iş verenin baskısı olmadan çalışmaların daha verimli olduğunu gözlemleyebildik .Yabancı ülkelerden bir çok şirket çalışanlarının işe dönüşlerde işi bırakacaklarını ileten yazılar paylaşıldı .Yani evden ,cafeden dünyanın her yerinden de çalışabiliriz .İşte değişen ,güncellenen çalışma durumunda iş verenlerin beden gücü hariç bir çok iş ve meslek grubunu uzaktan yönettiğimiz bu dönem de kalıplaşmış salt yönetim anlayışından uzaklaşmak gerektiğini düşünenlerdenim .

Tabii biz bir aileyiz diyen firmada aşırı kontrollu şekilde uzaktan bile mobinglerini hissetirmiş çalışanlarına .Sabah 9 ‘da günaydın ,gün içinde kontrolsuz toplantılar ,sürekli denetleyip evde ya da dışarda olduğunu anlamak için olur olmaz zamanlar da arayıp kontrol etmek .Gün sonunda iş çıkıyor mu ?verimli bir çalışma da sonuçları değerlendiren bir şirket bunlara bakmaz .Daha gidilecek çok yolumuz var .Z kuşağı iş hayatına girdi …Hadi baskıyı bunların üzerinde yapın bakalım nasıl olacak, yaşayarak öğreneceğiz. 🙂

Pandemi bile bazı iş insanlarında bile bir şey değiştirmedi .Daha farklı, baskıcı, gelenekçi durumlar eklenerek çalışma hayatlarımı devam etti ve etmeye devam edecek.

Yani demem o ki artık değişmek zorunlu.!

Biz bir ekibimiz ve bu ekibin bir parçası olarak seni destekliyorum,

Senin yanındayım,

Hata yapmış olsanda bu bir tecrübe ben hep senin yanında olacağım, cümleleri inanının çalışanı daha işe bağlar .

Çalışan işten ayrılsa bile şirket için vizyonuna , misyonuna uygun cümleler kullanıp ,ilerde çalışamaya başlayacak adaylar için de bir rehber olur .

Geçmişten İzler…

İş hayatımıza başlarken ilk iş deneyimini hatırlayan var mı ?Sudan çıkmış balık gibi savunmasız ürkek ve pişmemiş o hallerimiz nasıl katıksızmış …

Her yeni başlangıç bir deneyimdir demişlerdi yaş ilerledikçe bunu daha sonra idrak ettik .Her iş başlangıcını son olarak bilirdik oysaki …Asla konfor alanımızdan çıkılmaz sanırdık ama öyle olmayacağını çok sonra anladık .Çay molalarımız ,kahvaltılarımız bitmeyen dedikodular,Ayak kaydırmalar gibi gibi …

Kimse kimseyi sevmezdi oysaki …Samimiyetsizliği iş dünyasından öğrendik ,toplantıdan çıktıktan sonra aslında o verimli saatleri boş boş notlar alıp bir arpa yol almadığımızı çok sonra anladık .Deneyimli ve bende iz bırakacak bir yöneticiyle çalıştığımı hatırlamadım . Çeşitli özlelikleri olan yöneticilerle çalıştım .Mikro yönetici ,çok şey bildiğini bilen ama hiç bir şey bilmeyen ,Aile şirketindekinde çalışmak ciddi bir deneyim 🙂 aile üyelerinin yaşadıkları ego savaşında arada sıkışıp kalıp gidip gelmelerin yıpratıcı durumunu anlatsam kitap olur .Ailenin en küçüğü iş hayatında bir tecrübesi olmayan bir ergende vardı .Üstelik finas birimine getirmişlerdi maaşları tek tek yatırırdı toplu yatırmayı bilmezdi .Tüm olumsuzluğa rahmen bizden götürdükleri ve getirdikleriyle yeniden devam ettik .Bir de kendini danışman ilan eden bir adamla uğraşıp durduk .Filozof gibi konuşup karşısındaki insanları o kalıplaşmış kitap cümleleriyle ezen bir danışman …Ekmeğini boş konuşmayla kazanan biriydi …Pes ettik mi? hayır …

Şimdi farklı kültürlerin olduğu bir yerde iletişim ağındaki dengeyi sağlamaya çalışan, inanılmaz bir efor sarfeden İdari mi ? ik mı?dersiniz adı her neyse bir iş alanındayım .Hayattın en verimli olacağımız zamanlarda tercihleriniz ve kararlarınız bizimle biçimleniyor. Pandemi sürecinde ruhsal bir dinginlik sağlamak kendini içe çekmek istemek normal ama kendimizi bırakırsak hayatta bizi bırakır .Pandemi öncesi ve sonrası diye bir ayrım yok . Yolunda gitmeyen iş süreçlerinin üzerine yenileri eklenerek devam eden, çoğalan iş dünyası var .

Evden çalışma sistemine hala sıcak bakmayan yönetimler oldukça neyin değişimden bahsedebiliriz ki … Kafalar karışık umarım kısa zamanda normale döner bazı şeyler …İnavasyon ya da dijital değişimlerden bahsetmeyi isterdim ama şu an her çalışan gibi en köklü sorunların çözümlenmediği bir çalışma psikolıjisinde verim beklemenin doğru olmadığını belirtmek isterim .Ayakta kalmak için ruhsal bedensel sağlıkğın ,üretmenin önemli olduğu gereçeğiyle yaşamak zorundayız .Demem o ki şirketler hiç bir savaşa hazır değiller.

İçimden gelip yazmak istedim bir nevi dertleşme yazısı oldu .

Öğrenme ve Gelişim Farkındalığı ,Mesleki Gelişim Sürecini Değerli Kılar.

Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: c4b0c59fin-gelecec49fi.jpg

Bu yazıyı ben oldumlara yazmak istedim. Kimse birden bire bir yerlere gelmez ,yani gerek mesleki, gerek yaşam felsefesinde işin el alt kademesinden gelmeden asla bir deneyim kazanamazsın. Yeni nesil mülakatlarında yaşadıklarımdan edindiğim gözlemlerden dolayı yazmak istedim .

Aslında yeni nesilin kafaları karışık içsel nedenleri var tabii …Eğitim ,yaşam kavgası ,yönlendirmeme ,kılavuzunu doğru seçememe gibi bunlar bazı şeylerin oluşması engel değil .Tanıdığım bir çok ik uzmanı danışmanı ilk nerden başladın? sorusuna çay getirmekle ,ortalığı düzeltip dosya hazırlamakla başladığını kademe kademe ilerlediğini belirtmişlerdir . Bazı şeyler bir an da olmaz sakince beslenerek ,mesleki olarak gelişmene katkı sunacak insanlarla temas ederek olur .Hiç bir şey sana hazır gelmez zaten hazır gelen bir şeyin öğrenmene bir katkısı olmaz .

Hintli bir yaşlı usta, çırağının her şeyden sürekli şikayet etmesinden bıkmıştı. Bir gün çırağını tuz almaya gönderdi. Yaşamındaki her şeyden mutsuz olan çırak döndüğünde, yaşlı usta ona, bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp içmesini söyledi. Çırak, yaşlı adamın söylediğini yaptı ama içer içmez ağzındakileri tükürmeye başladı.

“Tadı nasıl?” diye soran yaşlı adama öfkeyle “Acı” diye yanıt verdi.

Usta kıkırdayarak çırağını kolundan tuttu ve dışarı çıkardı. Sessizce az ilerideki gölün kıyısına götürdü ve çırağına bu kez de bir avuç tuzu göle atıp, gölden su içmesini söyledi. Söyleneni yapan çırak, ağzının kenarlarından akan suyu koluyla silerken aynı soruyu sordu:

“Tadı nasıl?”
“Ferahlatıcı” diye yanıt verdi genç çırak.
“Tuzun tadını aldın mı?” diye soran yaşlı adamı, “Hayır” diye yanıtladı çırağı.

Bunun üzerine yaşlı adam, suyun yanına diz çökmüş olan çırağının yanına oturdu ve şöyle dedi:

“Yaşamdaki acılar tuz gibidir, ne azdır, ne de çok. Acının miktarı hep aynıdır. Ancak bu acının acılığı, neyin içine konulduğuna bağlıdır. Acın olduğunda yapman gereken tek şey, acı veren şeyle ilgili duygularını genişletmektir. Onun için sen de artık bardak olmayı bırak, göl olmaya çalış.

Ciddi bir dönemden geçiyoruz ve en büyük kaygımız belirsizlik, işsizlik ,hayat kavgası ve dengede durmak derken sabırla bir yerlerden başlamak gerektiğini belirtmek isterim .Mesleki yaşamımda en değer verdiğim durum öğrenmeye istekli ,azimli ,çalışmayı ilke edinen gençlerele yol almak ve onlara şans vermek . İnsan yetiştirmekte önemli bir husustur .

Yeni mezunlar ,iş hayatında tecrübe edinmek isteyenler içsel savaşınızı sakinleştirip ’Nerde biz de bu şans ” Dayımız yok ki ‘cümleleri bir kenara bırakıp ilgi alanlarınızı keşfedip, onları beslemeye ,ağ kurmaya devam etmeleri gerekir .İş hayatına girmek bu dönem daha bir zor .Bu yüzden hazıra değil,daha çok emek vererek bir alan oluşturabilirsiniz .Belki de krizin en zor olduğu aşamalarda fırsatları değerlendirken ben bu işi yapamam demeyin .Bir yerden başlayın fırsatlar dahilinde sonra yolunuzu bulursunuz .’Su akar ,yatağını bulur’ devri kapanmıştır .

Herkesin yolu, şansı her daim açık olsun …

Kaynak : Anonim

Zor Zamanlarda İş Ve Sosyal Hayatı Dengelemek …

Zor Zamanlarda İş Ve Sosyal Hayatı Dengelemek …

Zor zamanlardan geçiyoruz … Sabah haberleri okuduğumuzda hayata karşı bazı sorumluluklarımız düşünüp yol alıyoruz .

İk biriminde çalışınca iki kat daha sorumluluklarınız artıyor .Evden çalışma sürecinin hayata geçmesi için yönetimi ikna etmek . Şirket içi temizlik ve hijyen kurallarının daha son ve kontrollerde olması için sürekli denetlemek .Personelin kaygılı bakışlarına bakıp ,sakinleştirmek .Gün içerisinde sosyal medyadan gelen haberleri okurken çalışan arkadaşlara yansıtmamak .”İşsiz kalır mıyız ” ?sorularına cevap verememek . Çalışan annelerin sorumluluklarını anlayabilmek için empati kurarken de onları anlamak …Yasaları okurken olağanüstü süreçlerde çalışma durumlarında neler yapılır diye sürekli mevzuat okumak …

Dünyayı sarsan bu olaydan insanların temizlik alışkanlıklarının gözden geçirmesinde önemli bir konu olumlu tarafından bakmamamız gerekmekte .Artık insanlar suyun önemini umarım anlarlar .

Dışarıya çıkmayın denildiğinde insanların acaba geçici süre mi ?kalıcı mı ?sorular bitmiyor ama uzun zamandır evde yaşamayanlar için aslında bunun bir fırsat olduğunu düşünmeleri en azından bu kaygıların azalması için önemli bir adım olabilir .

İş ve ev dengesinde sürekli bir yere yetişmemiz gerekmediğini her gün aynı saatte kalkıp evde yaşamın derinliklerini keşfedebiliriz .Ertelediğimiz o temizliği ,yenilenmeyi ,arınmayı o yarım bırakılan kitapların okunmasını sağlayabiliriz .En önemlisinde moral motivasyonu elde bırakamamak önemli …

Yeryüzü belki iyileşir … Ruhsal bir rahatlama olur …Hayatı kaldığı yerden devam edecek umudumuzu yitirmemek önemli .

Bol bol elleri yıkayıp bu virüsü hayatımızdan bitirelim .

Kurumsal Zindeliği Yaklamak Zor Ama İmkansız da Değil

Kurumsal Zindeliği Yaklamak Zor Ama İmkansız da Değil

IMG_9845 (1) 27.İnsan Yönetiminden Kalanlar 

Bu sene 27. Kez düzenlenen Peryön İnsan Yönetimi Kongresinde iki gün boyunca “Bugun ve Gelecek teması işlendi .“Bugunun insanıyla geleceğin buluşmasının nasıl şekilleneceğini öngören bilgiler paylaşıldı.

Peryön Yönetim Kurulu Başkanı Berna Öztınaz’ın konuşmasıyla başladı . Kongreye iham olan Tangramin hikayesini anlattı ve son bir yılda dünyada yaşanan olaylardan bahsetti. “Görünen o ki dünya, iklim değişikliği ile hiç olmadığı kadar meşgul. Yapay zekâ, mevcut yetkinliklerde yenilenmeyi şart koşuyor. İlk defa bir arada çalışmaya başlayan beş jenerasyon bireylere anlam sunabilen kurumları ve liderleri arıyor. Öte yandan nüfus artışı ve küresel ısınma, sorumlu insan / kurum anlayışını olmazsa olmaz kılıyor. Her şeyin üzerine bir şemsiye gibi açılan ‘belirsizlik yönetimi’ temel ihtiyaç haline geliyor. İşte tam da bu nedenle, bu sene PERYÖN Kongre’de dünyanın bilgisi ve aklıyla, geleceğin vizyon ve cesaretini konuşuyoruz” dedi .

img_9856-1.jpgEn etkileyici  sahne “farkındalıklarımız “Pencere adlı tiyatro oyununun sergilenmesiydi .  Otizim tanılı gençler ve yaşıt buddiylerle sahnede hepimize farklı bir çerçevede bakmazı sağladılar .”Hiç bir cümle Ğ başlamaz”.Herkesin penceresi tek ve özeldir . 

İki konuyu ayrıntılı yazmak istedim ;

IMG_9480Ece Süeren Ok Peryön Merkez Dentim Kurulu Üyesi  “Kurumsal Zindelik “ temalı konuşmasında ;

Çalışanların 4/1 stresten zihinsel sağlıkları bozulmuş durumda “önemli bir  durum mental zihindelik”Çalışma hayatında bir çok çalışanın artık antidepresan kullanımı artmış”Düşündürücü  bir durum kurumlar ya da şirketler bu konuda daha etkin çözümler üretmeli  diye düşüyorum  .Önemli bir cümlesi de” kurumsal zindelik sadece hep birlikte salata yiyip ,spor  yapmak değil,hem bireysel hem kurumsal hem de sosyal anlamda içinde bulunduğumuz dünyayı anlamlı katkı sağlamak için harekete geçmenin öneminden bahsetti .Kurumsal zindelik 7 kuralla olacak bir süreç ;Fiziksel ,duygusal çevresel ,sosyal ,meslek ,zihinsel manevi finasal …Rol modelerimiz bu kültürün bir parçası olmazsa kurumsal zihindeliği yakalamak zor .

IMG_9857İş hukukunda Çözüm Önerileri…

 Avukat Alper YILMAZ  ve Av  Ömrüncegül İÇÖZ  sunumları oldukça verimliydi .Çalışanlar bilinçlendikçe iş mahkemelerinde  yargıtayın  verdiği kararlar bir emsal örnek oluşturmakta . Yaşanmış ,gerçek vakaların üzerinde iş hukuku kapsamında ihtiyaç duyulan kavramları aktardılar .Performansın ölçülebilmesi için doğru bir verisel tabanlar olması gerektiğini ve sosyal medyanın watsapp  gibi gruplarda paylaşılan şirketin alehine olan durumların geçerli fesih süreçlerinden bahsettiler .

Kongrede  birbirinden  farklı  konular  konuşuldu . Hepsinin ana teması insanın gelecekle uyumu nasıl olacağı,yeni liderlerin Z kuşağını yönetiminde  karşışacakları zorluklar ,tüketim çağında sıfır atık projelerinin yaygınlaşması ,bedensel zihinselikten , kurumsal zihindelik süreçlerinde liderlerin uyumsallaşmaya daha önem vermeleri gerektiğini  .Dijitalleşmenin  gelecekteki önemi ,kurumlar hiporleşmiş çalışanlara hazır mı ?

Nazik  devetlerinden dolayı  Sayın Özlem Helvacı”ya ve Peryön ekibine teşekkürlerimi sunuyorum .

 

kaynak :http://www.tiyatrodergisi.com.tr/otizm-tanili-cocuklar-sahneye-cikiyor.html

Kaynak :PERYÖN

 

 

 

 

 

Networking İle Etkin Bir Kariyer Gelişim Kültürünü Yaratmak

resimDilimizde “networking”in tek kelime tercümesi henüz olmasa da, Belen’e (2014) göre ağ kurmak, bu ağ kurma sürecinde  örümcek ağına benzetilmiştir.

Örümcek ağı benzetmesi şöyle açıklanabilir; ağın üzerinde bir noktadan bir diğerine gitmek için sadece bir yol yoktur.
Gidilmek istenen noktaya bir çok farklı yönden varılabilir. Bu benzetme aslında bir ağı üzerinde yırtıklar dahi olsa ilerlemenin engellenemediğini simgeler.

Tanışma, Tanıştırma ve Tanınma Sanatı” yani “başarı için güçlü ve güven odaklı bir çevre oluşturmak” olarak özetlenebilir.
Bu anlamda iş hayatında ,çevre edinmede ve hayatı kolaylaştırma sürecinde networking çok önemli bir tanımlamadır .

Network bilgi paylaşım örnekleri şöyle sıralayabiliriz :
• İnsanları başkalarıyla tanıştırma,
• Bir fırsat paylaşımı,
• Önemli bir görüşme öncesi bilgilendirme,
• Sektörel haber ve gelişmeler,
• Faydalı bir kitap önerisi,
Bu liste rahatlıkla uzatılabilir.  Çevrenizde bu ağı oluşturan ve geliştirmeye yardımcı olan  kaç kişiyi tanıyorsunuz ? Cevap veriyorum  parmakla bir ikiyi geçmez .

Yeni mesleğe adım atanlar   ,yeni mezunlara bir kaç önerim olacak ;

Sosyal medya üzerinde yapılan paylaşımlara dikkat etmeleri ,”kim bakar yazdıklarımıza ” emin olun bakıyorlar .

İletişim kuracağınız insanlarla yazışırken .”Ben dili  ” kullanılmaması önemlidir .

Önemli bir nokta daha var iletişim kuracağınız ya da  cv göndereceginiz kişilere once kendiniz tanıtan bir yazıyla başlamanızı öneririm .İçinizden değil sesli olarak şunu söylüyorsunuz sesinizi duyuyorum … “Adamın olunca tüm yollar açık”Evet haklı olabilirsiniz ama umutsuzluğa kapımamakta yarar var .Çevremde network oluşturma süreçlerinde , doğru ağ bağlantılarıyla  ciddi bir ilerleme sağlayıp, kariyer hedeflerini gerçekleştirenleri görünce umudumumu yitirmiyorum  .

Mesleğinizle ilgili etkinliklere katılmanız önemli . İmkan dahilinde katılamazsanız bile sosyal ağda takip etiğiniz iş dünyasında sizi besleyecek ,mesleki birikimleri olan insanlarla tanışarak ciddi bir ilerleme sağlayabilirsiniz .

Direk cv yönlendirmek çok itici olabiliyor .Yazdığınız kişi yoğunluktan maillerine bakamayabilir .Üzerinden zaman geçsin tekrar  düzgün bir uslupla dönüş sağlayabilirsiniz .

Fark yaratan ,hızlı düşünen ve iletişim dilini  kullanan insanların bir adım önde  ağlara katılması için önemli süreçlerdir.

Yani demem o ki  kendinizi tanımak,  tanıdıkça ne istediğinizi bilerek network alanı oluşturursanız iyi bir donanımla kendinizi doğru ifade edebilirsiniz .Şansınızı kendinizin ( var edeceği )bu zamanda bol şanşlar diliyorum.

Kaynak :Businness Networking Akademi